KÜLTÜR-SANAT 

BIRAKTIĞIM DÜŞÜ KİM BÜYÜTECEK? – “NORMAL İNSANLAR”


Marianne, dedi, hiç inançlı biri değilim ama bazen tanrının seni benim için yarattığını düşünüyorum.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

Hepimiz kendi içimizde fazla sallantılı, bazen aşağısı uçurum bazense sonunda çiçek bahçeleri görmeyi umduğumuz köprülerden geçiyoruz. Çokça sallanıyoruz, sarsılıyoruz ama düşmemek için hep gayret ediyoruz. Bazen bu düşmelerden bizi bir sevgi koruyor bazen de bir insan…

Kendi köprülerimden geçerken, tutunacak bir sevgi bir ses ararken tanıştım “Normal İnsanlar”la. Sonra bir baktım bazen bazı kurgular, hayatın gerçeklerinin tam içinden geçebiliyor.

Normal İnsanlar” dizisi ile pandemi döneminde tanışmış olsak da o diziyle ve karakterlerle aynı köprülerden geçmemiz sonraları bulabiliyor. Belki de onlar bize buradayım demek için kendi vaktini bekliyor. O vakit geldiğinde de insan iyi ki o köprüden beraber geçtik diyor. Ve benim gibi bunları size anlatabilmek için büyük bir heyecana kapılıyor. “Normal İnsanlar”da hayatın küçük detaylarını, insanların kendi elleriyle ördükleri duvarların ardında sessizce kayboluşlarını, çok aradıklarımızı ve tam bulduğumuz an kaybettiklerimizi görüyoruz. Diziyi izlerken de kitabı okurken de gözümüzde istemsizce yaşlar birikiyor, durduramıyoruz. Zaten hikâye de biraz bunu istiyor bizden, ağla diyor, bende kendinden izler, sahneler bul ve özgürce ağla…

Normal davranmak için yeterli gücü kendinde bulamıyordu.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

İNSAN PSİKOLOJİSİNE FARKLI PENCERELER AÇAN BİR KADIN: SALLY ROONEY

Şimdilerde çağdaş edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri olarak görülen Sally Rooney, İrlanda’da doğmuş ve eserlerinde sıkça adını duyduğumuz Trinity College’da eğitim almıştır. Rooney’in son zamanlarda bu denli popüler olmasında eserlerinde vurucu bir şekilde ele aldığı insan ilişkilerinin, kimlik bunalımlarının, toplumsal sınıf çatışmalarının ve tabii ki aşkın bin bir türlü halinin büyük etkisi var. Rooney’in insana bu denli yakından bakabilme yeteneği de kitaplarının elden ele dolaşmasının ve hikâyelerinin de ekranlarda yer bulabilmesinin en önemli nedenlerinden biri. İnsanın insana her daim hasret ve bir nebze de muhtaç olduğunu hikâyelerine ustalıkla serpiştiren Rooney, insan hakları üzerine yazdığı denemeler ve toplumsal eşitlik demeçleriyle de birçok okurun gönlünü fethetmeye devam ediyor. Benim gönlümü fethettiği eseri “Normal İnsanlar” kitabından sonra yine insanı kendi kaçışlarıyla yüzleştiren “Güzel Dünya Neredesin” ve “Arkadaşlarla Sohbetler” kitapları da yaşamdan ve insandan küçük manzaralar görmeyi seven okurların başucu kitapları olacak nitelikte.

Duygusal acı anları böyle, anlamsız ya da anlaşılmaz şekilde buluyor insanı.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

– Sally Rooney –

İRLANDA’DAN İNSAN MANZARALARI

İrlanda’nın yeşil çayırlarında, insanın yüzüne yüzüne vuran rüzgârlarında, Carricklea adındaki küçük her daim yağmurlu kasabasındayız. Bu küçük kasabada herkes kendiyle meşgul, kimi işinde kimi eşinde kimi acısında… Hava genelde hep serin hep rüzgârlı, insanlar şehrin havasına rağmen kendi havasının kendi gökyüzünün peşinde. Bizim ise odağımızda iki isim var Connel ve Marianne.

Marianne ve Connel lise son sınıfa giden iki öğrenci. Aynı sınıftalar, birbirlerinin hep yakınındalar ama birbirlerine bir o kadar da uzaklar. Marianne, kasabanın dışında kalan lüks evinde annesi ve insani özellikler açısından yetersiz ve sorunlu abisi ile yaşayan, farklı olmaktan, düşünülmeyeni düşünmekten asla çekinmeyen, sırf etrafı kalabalık olsun diye istemediği insanlarla aynı masalarda oturmaktan daima geri duran, insanların hep öteki dediği ama bir o kadar da onun gibi olmak istediği cesur bir karakter. Yaşadığı coğrafyanın şeklini almış, İrlanda’nın dağları gibi sert ruhen de bir o kadar güçlü bir karakter.  Marianne kendine, kitaplardan, yazarlardan ve kendi fikirlerinden oluşan bir duvar örmüş, insanların çoğuna yabancı, uzak ve kayıtsız. Her konuda fikrini tepkilerden ve seslerden çekinmeden söyleyebiliyor. Kendini çok iyi tanıyor. Acılarını, yalnızlığını, travmalarını bir zırh gibi üzerine giymiş, bu yüzden de kimse kötü sözlerden yapılmış oklarıyla onun zırhını delip geçemiyor. Şiddete her daim bir adım yakın duran babası, sevgisini ölçüsüzce sadece oğluna akıtan annesi hayatındaki iki büyük çatlak. Marianne’nin gözyaşları da hep bu iki büyük çatlaktan akıyor. Çatlaklarına, ailesinin ona hiç sunmadığı sevgilerin bitmeyen yasına, etrafındaki sözde normal insanlara rağmen Marianne karanlığın ardında da bazen küçük ışık parçaları olabileceğine Connel sayesinde inanıyor. Ondan gerçekten hoşlanıyor. Onu izlemeyi, Connel’ın küçük detaylarını merak etmeyi çok seviyor. Connel’ın insanlarla konuşurken yüzünün hep kızardığını, bir şeylerden kaçmak istediğinde boynundaki gümüş kolyeyle oynadığını, başarılı olduğu alanlarda hep başkasının takdirine ve yönlendirmesine ihtiyacı olduğunu sanki bir tek Marianne fark ediyor. Çıktığı maçlarda her daim öne çıkmasına rağmen Connel’ın kendini hep geride hissetmesine, tezahüratlardan kendisine pay almamasına Marianne bir türlü anlam veremiyor. Konu Connel olduğunda Marianne’nin anlam veremediği çok şey vardı ama biliyordu ki onu bu denli çekici yapan bir türlü cevap bulamadığı o bir sürü anlamsızlıktı…

Connel… O pek yaşadığı coğrafyanın şeklini alamamış, Marianne’nin evinde yardımcı olarak çalışan annesiyle sakin bir hayat yaşayan çok özgüvenli gibi görünse de hayatta özellikle kendi hayatında cesaretsiz olan, karar almaktan çok hep bir yönlendirme bekleyen, hislerinden kaçan, onu başkalarından ayıran her düşünceden kaçan, arkadaşlarına karşı mahcup olmaktan korkan, Marianne’yi deli gibi isteyen ama bu isteğin kendisinden bile kaçan, kendi bıçaklarıyla kendini yaralamış kaçıngan bir karakter. Marianne ne kadar katmansız ne kadar kendisiyse, Connel de o kadar normal o kadar başkası… Babasız büyüdüğü için Connel’ın hayatındaki en önemli figür annesi. Annesi tek başına hiç yorulmadan ve pes etmeden bir çocuk büyütmüş, Connel annesini hep takdir ediyor ve bir yanıyla da kendisinin yaşamda böyle güçlü bir duruşu olup olmadığını daima sorguluyor.

Bir şey yapmak istemiyorsan sebep bulmak kolaydır.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

BİR TARAFTA KENDİ MEVSİMİNDE AÇMAYI BEKLEYEN BİR ÇİÇEK DİĞER TARAFTA HEP BAŞKASININ DALINA MUHTAÇ BAŞKA BİR ÇİÇEK…

Aralarındaki ilişkinin ilk adımını atan taraf da Marianne oluyor. Connel’a tüm hislerini açıkça, perdesiz bir şekilde belli ediyor. Connel hep kaçıngan ve hep temkinli. Marianne gibi öteki ve normal olmayan bir insanla olan ilişkisini kimse bilsin istemiyor. Sınıfta da kasabada da onu görmezden geliyor ama sadece ikisinin olduğu gizli anlarda Marianne’yi asıl koyması gereken yere koyuyor. Diğer zamanlarda ona kör, sağır ve dilsiz oluyor. Connel bu ilişkide de bu dizide de ilk bölümlerde bize başkalarının ipiyle kendini oradan oraya sürükleyen bir insan imajı çiziyor. Üniversite tercihlerinde bile, çevresinin onu layık göreceği yeri, kendini layık gördüğü yerden daha çok önemsiyor ve burada yine düşünceleri kendine buyruk Marianne devreye giriyor. Olman gereken yeri düşün Connel diyor, olmak zorunda bırakıldığın yerleri ve zamanları değil… Marianne, bu sessiz, dilsiz ilişkiyi bir şekilde sürdürüp giderken mezuniyet partisinde Connel’ın ruh hali, ona karşı korkulu hep kaçıngan oluşu hepsinden de öte diğer normal insanlar için Marianne’nin sevgisini bu denli görmezden gelmesi bardağı taşıran son damla oluyor ve dizinin hikâyesel açıdan ikinci bölümü burada başlıyor. Marianne, dizinin ilk bölümlerinden beri hep kendi mevsiminde açmayı bekleyen bunun için de ait olduğu toprağına sıkı sıkı tutunmuş bir karakter. Hiçbir fikir hiçbir dışarıdan gelen duygu bunu değiştiremiyor ama Connel içinde birçok filiz taşımasına rağmen hep başkalarının dalına muhtaç bu yüzden de kendi baharından her daim kaçan bir karakter. İçinde taşıdığı tüm filizleri bir tek Marianne görse de Connel hep kaçtığı baharın ona Marianne sayesinde gelebileceğini asla fark edemiyor.

Marianne gerçek hayatın çok uzakta bir yerde olduğu ve onsuz gerçekleştiği hissine kapılmıştı, yerini öğrenebilecek, bir parçası olabilecek miydi, bilmiyordu.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

İNSANLAR, EŞYALAR VE ÇERÇEVELER

Normal İnsanlar” dizisinde çerçeveli bir anlatımın içindeyiz. Bunda diziye adını veren kitabın yazarının, senaryodaki mükemmel dokunuşlarının büyük payı var. Bu çerçeveli anlatımda karakterlerin adeta yanındayız, onların yaşadıklarını biz de yaşıyor, onların duygu çerçevelerinin tam içine girebiliyoruz. Eşyaların çerçevesi bile bizi kendine çekiyor. Mutfak tezgâhının tam üzerinde duran yarısı içilmiş kahve fincanı da, Connel’ın söylemekte geç kaldığı hislerini sürekli yazıp karaladığı o bir tarafı yırtık kâğıtlarda da Marianne’nin tutunacak kimseyi bulamayınca hep sarıldığı mavi yüzlü küçük yastığında da kendimizi, kendi duygularımıza ait bir çerçeveyi buluyor, görüyoruz. Marianne’nin evlerinin bahçesinde hep bir şeyler düşünürken oturduğu beyaz bahçe sandalyesinde biz de oturuyor, biz de kendi yaşamımızdan anların, anıların içinden geçiyoruz. Dizideki evlerde karşımıza çıkan yüksek, kalabalık kütüphanelerde bazen okumayı ertelediğimiz kitaplarla göz göze geliyor bazen de o kütüphaneler sayesinde okuma listemize yeni kitaplar ekliyoruz.

İnsan kafasının içinde hayatı oradan oraya sürüklüyor.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

NORMAL İNSANLARIN YENİ HİKÂYELERİ BAŞLIYOR

Dizinin ikinci bölümünde Trinity’deyiz. Tarih ve siyaset bölümünü dereceyle kazanmış bir Marianne ve yine aynı üniversitede, kaçıngan ruhunu edebiyatla iyileştirmeye çalışan bir Connel ile beraberiz. İkilinin yolları yeniden kesişiyor. Bu defa Marianne başka sevgilerde teselli buluyor. Connel pişman, âşık, keşkelerle dolu… Marianne birçok sevginin içinden geçse de kalbinin sadece Connel için attığını hep biliyor. Artık başka insanlara dönüştüler, kendi köprülerini aşıp geçtiler şimdi birbirlerinin köprüsünde yürüme vakti.

Dizinin bu bölümlerinde Marianne’yi daha baskın görüyoruz. Bir herkesin Marianne’si olan tarafı var bir de Connel’ın Marianne’si olan tarafı… Herkesin Marianne’si; sürekli takmak zorunda olduğumuz, dışa dönük, anlamayan ama dinlemeye çalışan insan maskelerini anlatıyor bize. Connel’ın Marianne’si ise; şeffaf, duygusal, sözcüklere gerek kalmadan bedenlerin ve ruhların buluşabileceğini, anlaşabileceğini gösteriyor bize. Connel soruyor; diğerlerinde neden böyle değilsin Marianne? Seninle farklıydı diyor Marianne, seninle her şey farklıydı…

Kimisi kalbi buzlarla kaplı olmadan yaratılmıştır. Ufacık bir ilgiye, küçük bir söze kolayca kaptırır kendini. Kimisi ise ancak sıcak ve yakınlığı gerçek bir sevginin sıcaklığı ile eritir ancak o buzları işte Connel için de Marianne tam da bunu ifade ediyor.

“Alışkınımdır ben, diyor. Hayatım boyunca hep yalnız oldum aslında.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

NORMAL İNSANLAR VE EROTİZM

Marianne’nin hikâyedeki baskınlığı erotizm ile devam ediyor. Marianne, Connel ile nahif bir o kadar da tutku dolu ve fazlasıyla sessiz bir erotizm yaşarken, Connel’dan sonraki tesellilerde bu erotizm daha vahşi ve sadist bir hal alıyor. Connel ile yaşadığı o bedenden çok ruha dokunan erotizmi adeta boyut değiştiriyor; Marianne yumuşak tarafta olmak istemiyor, içinde bulunduğu sevgi ruhunu sarsın istemiyor. Sert darbelerle ve sadizmle adeta kendini cezalandırıyor ve Connel’ın şefkatini diğerlerinin sert darbeleriyle unutmaya çalışıyor. Bu tezat erotizmde ve ikili yalnızlıklarında Connel’ı ne kadar özlediğini anlıyor. Biz yine bir çerçevenin içindeyiz, soruyoruz kendimize; sadizm, şefkate üstün gelebilir mi diye…

BIRAKTIĞIM DÜŞÜ KİM BÜYÜTECEK

Kahramanlarımız kavuştu, mutlu sona gideceğimizi düşünüyoruz ama öyle olmuyor. Connel’ın iyi bir yazar olması için Marianne, onu kendine bırakıyor. Connel’ın hep kaçtığı o bahara onu kendi elleriyle uğurluyor. Marianne, Connel’a karşı asla bencil olmuyor, kendi duygularını asla onun kendi hikâyesinin önüne koymuyor. Connel ilk defa Marianne’nin karşısında bu kadar dolaysız bu kadar maskesiz bu kadar şeffaf… Her şey susuyor ve o anda âşıkların gözünden akan gözyaşlarının sözsüz ama bir o kadar gürültülü sesi ele geçiriyor bizi. Merak etme Connel diyor, Marianne, seni hep arıyor olacağım…

Dizinin bu anları bizi Manga grubunun “Cevapsız Sorular” şarkısına götürüyor:

Uyandığında onu ilk kim görecek/ Bıraktığım düşü kim büyütecek?

Gözyaşlarıyla bu ikiliye veda ederken yine kendi köprümüzde buluyoruz kendimizi. Ve ben şu sıralar o köprüden düşmekten korkarken bu satırları yazabilme umudu bana güç verdi. Umarım siz de kendi köprülerinizi cesurca aşarsınız ve bu aşkın çerçevesinde kendinize kolayca yer bulursunuz…

Teşekkürler. Yaşadıklarımdan ders aldım bence. Bir insan olarak da değişmişimdir umarım ama işin doğrusu değiştiysem bunu sana borçluyum.” – Sally Rooney, ‘Normal İnsanlar’

Paylaş:

Benzer yazılar

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x
hititbet
Betgaranti
betgaranti
kolaybet
hititbet
hititbet güncel giriş
hititbet
vdcasino
vdcasino
hititbet
Hititbet Giriş
hititbet
hititbet
hititbet
tuzla cilt bakım
Tuzla İpek Kirpik
Tuzla Güzellik Merkezi
hititbet
hititbet giriş
hititbet güncel giriş
hititbet giriş adresi 2026
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
Tuzla İpek Kirpik
betnano
betnano
betnano
kralbet
setrabet
setrabet
kralbet
hititbet
hititbet
Tuzla Lenf Drenaj
Tuzla Cilt Bakım Merkezleri
Tuzla Kirpik
Tuzla Cilt Bakım
Tuzla Cilt Bakım Merkezi
betnano
betnano
kralbet
kralbet
Sosyal Medya Yönetim
Hititbet
kralbet
betnano
kralbet
Hititbet App
hititbet giriş
hititbet
meritking
matbet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
grandpashabet
kralbet
kralbet
betnano
betnano
kralbet
gobahis
betpark
betpark
grandpashabet
grandpashabet
betgaranti
betpark
betgaranti
betgaranti
sahabet
sahabet
betorder
betgaranti
Hititbet
kralbet
kralbet
betnano
betpark
betgaranti
betpark
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betpas
betpas
goldenbahis
goldenbahis
betpas
betpas
klasbahis
goldenbahis
goldenbahis
interbahis
interbahis
atlasbet
atlasbet
betnano
betnano
kralbet
xslot
xslot